Celâl Bayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Celâl Bayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2016 Cuma

İSMET (SEZGİN) AĞABEY - Mehmet Necati GÜNGÖR (09 Aralık 2016 - Cuma)

İSMET AĞABEY
Mehmet Necati GÜNGÖR
                Türk siyasetinin yakışıklı jönüydü.
                Dünya starlarını alt edecek bir yakışıklılık.
                Türkiye’nin en genç Belediye başkanı.
                27 yaşında Aydın Belediye Başkanı...
                Bu yaşta partisine demokrasi dersi veren cesur yürek.
                Olay şudur:
                Adnan Menderes başbakan, İsmet İnönü muhalefet lideri.
                Aydın’a gelecek, konuşma yapacağı bir salon bulamıyor.
                İktidar korkusuyla düğün salonu bile verilemiyor.
                Genç belediye başkanı “olmaz böyle şey!” diyor
                Ve kimseye danışmadan Belediyenin salonunu muhalefet liderine tahsis ediyor.
                İsmet Ağabey, işte o tarihten beri bütün görevlerinde demokrasi sınavını başarı  ile vermiş bir siyasetçi.
                Sade o mu?
                Partili partisiz herkesin derdine, imdadına koştu.
                Kimseye partisini sormadı, kimseye hayır demedi.
                Elinden ne geldiyse, yardım isteyenlerin imdadına koştu.
                Türkiye’nin ilk Gençlik ve Spor Bakanı oldu.
                Gazeteler, İsmet Ağabey’in kafa resmini büyüterek bastılar.
                Çok yakışıklı bir bakan. Tunçtan bir heykel gibi yer aldı gazetelerde bu resim.
                Sonra Maliye, sonra İçişleri, sonra Başbakan  Yardımcılığı ve Savunma Bakanlığı, sonra TBMM Başkanlığı.
                Bir siyasetçinin ömrüne sığabilecek bütün makamlarda bulundu ve hepsinin hakkından başarıyla çıktı.
                İnsan sevgisiyle dolu bir kişilik.
                Herkesin “ismet ağabey”si oldu.
                O’nu herkes çok sevdi.
                Biz de...
                O, Aydın’ın yiğit efesiydi.
                1970’li yıllarda bir gün Meclis’in Çankaya kapısının etrafı solcu bilinen bir topluluk tarafından sarılmıştı.
                İktidar milletvekillerine kin kusan topluluk, belki de karşısına çıkan ilk milletvekilini linç edecekti.
                O zaman Kültür Bakanlığı’nda çalışıyordum.
                Bakanlıktan Müsteşar Yardımcısı Burhanettin Yılmaz ağabeyimizin arabasıyla Çankaya’ya doğru çıkarken, bir ne görelim; İsmet ağabey, başında kasket, sağ eli pantolon cebinde, Meclis’in Çankaya kapısına doğru tek başına yürüyor.
                Başına bir hal gelecek diye endişelendik ve kendisini arabaya davet ettik.
                “Sağ olun çocuklar” deyip yoluna devam etti.
                Biz, yine de arkasından takipte kaldık.
                Baktık, hiç bir korku emaresi göstermeden aynı efe duruşuyla yürüdü, Meclis’in Çankaya kapısından içeri girdi.
                Kimse de dokunamadı.
                Bu gün o kapıdan son yolculuğuna yürüdü.
                Sonra Kocatepe Camii, sonra Devlet Mezarlığı...
                Bir “büyük adam”ın Hakka yürüyüşüydü.
                Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

12 Mart 2014 Çarşamba

NÜKHET OCAK BALKAN

'Sudaki Damlalar' Görücüye Çıktı
20 Mayıs 2013 11:26
Bir dönem Gaziantep milletvekilliği yapan ve aynı zamanda Devlet Bakanı rahmetli Kamil Ocak'ın kızı olan Nükhet Ocak Balkan'ın 'Sudaki Damlalar' isimli ebru sergisinin açılışı yapıldı.
Bir dönem Gaziantep milletvekilliği yapan ve aynı zamanda Devlet Bakanı rahmetli Kamil Ocak'ın kızı olan Nükhet Ocak Balkan'ın 'Sudaki Damlalar' isimli ebru sergisinin açılışı yapıldı.
Bayazhan'da gerçekleşen sergiye büyük ilgi oldu. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, açılış öncesi sanatçı Nükhet Ocak Balkan'a bakır işlemeli tabak hediye etti.
Son dönemlerde kültürel ve sanatsal etkinliklerin devam ettiğini belirten Güzelbey, önce Bey Mahallesi'nde Atatürk'ün Anı Evini, daha sonra da Nükhet Ocak Balkan'ın ebru sergisinin açılışını yaptıklarını söyledi.
Böyle kültürel açılışları yapmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu ifade eden Güzelbey, "Gaziantep siyasetine ve sporuna büyük katkılar sunan merhum Kamil Ocak'ın kızı Nükhet Ocak Balkan Ankara'da yaşamasına rağmen Gaziantep' e olan sevgisini ve özlemini hiç bir zaman unutmamıştır. Büyük bir özenle emek vererek hazırladığı ebruları şehrimizde sergileyerek buraya olan vefasını bir kez daha dile getirmiştir. Sergimiz hayırlı uğurlu olsun" dedi.
Doğduğu ve büyüdüğü kentte bir gün bir katkı yapmak için söz verdiğini ve o günün bugüne kısmet olduğunu dile getiren Nükhet Ocak Balkan, "Başka bir doğum günümüz olan 19 Mayıs tarihinde böylesi güzel bir sergiyi memleketimde açmaktan son derece memnunum. Bana destek veren herkese çok teşekkür ederim" diye konuştu.
Ebru sergisinin açılışına Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, Sinema Sanatçısı Arif ErkinGüzelbeyoğlu, Vakıflar Bölge Müdürü İsa Güven, Mimarlar Odası Başkanı Sıtkı Severoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mehmet Aykanat ve çok sayıda sanatsever katıldı.

Bayazhan'daki ebru sergisi, 31 Mayıs tarihine kadar açık kalacak. - GAZİANTEP
***
Tahmis Kahvehanesi
07.02.2012
Dün Kültür Yolu’ndan bahsederken, Gaziantep’in, kendine dair en çok doküman sunan şehir olduğunu söylemiştim. Yazının sonu o sözünü ettiğim dokümanları nereden topladığıma dayandı. Tabii bu işin ‘lafügüzaf’ yanı… Kitapçıkları aldığım yer orası olmasaydı bile illa ki bahsedecektim Tarihi Tahmis Kahvehanesi’nden. Kaçarı yok.

Tarihi Tahmis Kahvehanesi ta 16. yy’de inşa edilmiş. Aslında bitişiğindeki Mevlevihane’nin gelir kaynaklarından biri olmak üzere kurulmuş. Mevlevihane’nin geçmişi hakkında, birinci sayabileceğim bir ağızdan bilgi aldım.

Kaybolan Tatlar
 diye bir e-posta topluluğu var, duymuşsunuzdur. Bu toplulukta kimler yok ki? Amatör damak düşkünlerinden tutun, kitabevi raflarında eserlerini gördüğünüz ünlü yazarlara dek… Haliyle inanılmaz bilgi alışverişi oluyor bu mütevazı görünümlü grupta. Bildiğiniz derya… Grupta sevgili Tijen İnaltong’un televizyon programı “Tak Sepeti Koluna”nın Gaziantep bölümünün bahsi geçti. Bazılarımız kendi deneyimlerimizden yola çıkarak Antep’e ilişkin bilgiler paylaştık. Topluluktan Bülent Tandoğan bey, Tahmis Kahvehanesi’nden söz açtı. Derken çeşitli bilgiler paylaşılmaya başlandı.
Tahmis Kahvehanesi, üst kat
Bunlardan en önemlisi, kahvehanenin bağlı olduğu Mevlevihane’nin son varislerinden Nükhet Ocak Balkan hanımın paylaştığı bilgiler oldu kuşkusuz. Nükhet hanımın dedesi, bahsi geçen Mevlevihane’nin son tekke şeyhiymiş. Ocak ailesi ise Mevlana’nın soyundan geliyor. 16. yy’de, büyük büyük dedeleri, IV. Murad’ın emri ile Konya’dan Antep’e geliyorlar ve bugünkü Mevlevihane’yi kuruyorlar. Beraberinde civardaki hanlar ve bu kahvehane kuruluyor. O günlerden 1926 senesine dek buraların idaresini Mevlevihane sürdürüyor.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunuyla birlikte Tekke Camii ve Mevlevihane, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiş. Tahmis Kahvesi ve diğer bazı dükkanların idaresi ise Ocak ailesinden mütevelli heyetince yürütülüyormuş. Mevlevihane, yine Ocak ailesinin teşvikiyle müzeye dönüştürülmüş. Antep’e gidenlerin görmesi gereken bir yer burası da… Ve fakat önünden her geçişimizde “bir sonraki turda gireceğiz” deyip, görmeden İstanbul’a döndük biz.

Tahmis Kahvehanesi işte bunca eski ve kıymetli bir hatıranın yaşayan son parçalarından. Yakın zamanda restore edilmiş. Bu restorasyon ayrı bir tartışma konusu oldu. Bülent bey, Tahmis’in restorasyon öncesi halini görenlerden biri. Kendisi henüz yeni halini görmese de benim grupta paylaştığım fotoğraflardan gördüğü kadarıyla, bu restorasyondan memnun kalmadı. Bir parça orijinalliğin yitirildiği kanısındalar. Aslında haksız değiller.
Paylaşılan bir videodan ve şu sitede bulduğum fotoğraflardan gördüğüm eski Tahmis ile bugünkü arasında gerçekten fark var, evet. Ancak açıkçası bu kahvehaneyi ilk kez gören birisi olarak (ve tarihe de önem veren birisi olarak) bana çok da kötü kotarılmış bir iş gibi gelmedi. Eski hali ciddi bakımsız ve aslında niteliğini kaybetmiş göründü gözüme. Şimdiki avizeler beğenilmese de (ben de dahilim o beğenmeyenlere) eskiden kullanılan floresan lambalar “tarihi” mekana en aykırı ve çiğ düşen eşyalar olsa gerek!

Antep’i görme arzum, çevremden duyduğum övgülerden ziyade, çocukluğumdan beri babamdan dinlediğim Antep anılarına dayanır aslında. Babam Antepli değil. Ancak geç gelen askerliğinin tadını Antep’te çıkarmış, bu şehri sevmiş birisi. Çocukluğum, babamın anlattığı şen, keyifli, güleryüzlü, kalender Antep esnafı hülyalarıyla geçti desem yeridir. Gün gelip de kendi Antep deneyimimi yaşadığımda o esnafa güncel hayatta pek rastlayamadım ne yazık ki. İki yeri bunun dışında tutayım, ama çarşı esnafı, hiç de babamın anlattığı gibi değildi. Çağımız, devrimiz mi bozdu bu neşeyi acaba?

Tahmis Kahvehanesi’ne girdiğimizde anladım işin aslını. Bu da benden bir rivayet olsun ki size, 1980’lerin kalender Antep esnafı, şimdilerde emeklilik günlerinin tadını Tahmis’te çıkarıyor zahir! Masalara kurulmuş iskambil oynayan, birbiriyle tatlı tatlı şakalaşan, ceketli, yelekli, kravatlı, tertemiz giyimli bu beyler, herhalde Antep’in son gerçek yüzünü temsil edenlerden olsa gerek. Tahmis’in çalışanları ise güler yüzlü, ilgili insanlar. Çaycıları iyi çay demlemeyi biliyor. Ben denemedim, ama Feridun’un dediğine göre menengiç kahveleri ise enfesmiş. Hâsılı kelâm, yolunuz Antep’e düşerse, tüm gezi rotalarınızı bir biçimde Tahmis’e çıkartın derim.
Tahmis sakini...
Yazıda bu kadar sık “tahmis” sözcüğü geçti. Anlamını paylaşmadan olmaz. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ında bu sözcüğün birkaç farklı anlamı var. Sayısal alana ya da edebiyata ilişkin anlamlarını es geçiyorum. Konumuzla ilişkin anlamı ise şöyle:

Tahmis (Arapça isim) 1. Ateşte kızdırıp, kavurma. 2. Kahve kavrulan yer; kahve kavrulup, satılan yer. 3. Döğülmüş kahve satılan yer.

Kaybolan Tatlar’da Bülent bey, Edirne’de de bir Tahmis Kahvesi ve hatta Tahmis Meydanı ile Çarşısı olduğunu duyduğundan söz etti. Edirne’nin önemli bir Mevlevihane barındıran şehir olmasından yola çıkarak Tahmisler ile Mevlevihaneler arasında ilişki olabileceği kanısına vardı. Bana göre de bu oldukça yüksek olasılıklı bir tahmin. Ayrıntılı bilgiyi şu an veremeyecek olsam da Mevlevi tekkelerinde kahve kavurmak, dibekte kahve dövmek, mertebelerden biridir diye biliyorum. Bu konuyu araştıracağım. Ve sanırım Mevlevilik konusunda da biraz okuma yapmam gerekiyor.

Bu son konu grupta konuşulurken, ben, şimdi neden anımsayamıyorum, ama uydu haritasından Eminönü’ne bakıyordum. Bunca senedir girip çıktığım sokaklardan birini yeniden keşfettim desem yeri! Hani şu bizim meşhur Kurukahveci Mehmet Efendi vardır Mısır Çarşısı çıkışında. (Bakış açısına göre “girişinde” de denebilir elbet!) Tam köşede. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin bulunduğu bu sokağın adı nedir, dikkat etmiş miydiniz? Önceden dikkat etmemişseniz de şimdi tahmin edersiniz herhalde. Evet, Tahmis Sokak!

Her gün önünden gelip geçtiğimiz şeylerin, girip çıktığımız sokakların ya da hayatımızda ilk kez gittiğimiz bir yerin dönüp dolaşıp bir bilgi ve münasebet yumağı olarak karşımıza çıkışı mucize değilse bile, hayatı tatlandıran şeylerden biri olduğu kesin! İnsan bilgiye bazen eski bir tabelayı meraktan ulaşıyor, bazen de böyle güzel, bilgilerini, deneyimlerini paylaşmaktan imtina etmeyen insanların bir araya gelip, konuşmasıyla… Yeni kapılar açan, yeni merak konuları ortaya atan, soran, araştıran ve beni besleyen bu topluluğu, yani Kaybolan Tatlar’ı seviyorum ben galiba! Paylaştıkları bilgilerle ya da bazen sadece sohbetleriyle yaşam dağarcığıma bir şeyler katan tüm o insanlara bir kez daha teşekkür edeceğim geldi. Edeyim o zaman. Teşekkürler!

Doç. Dr. MEHMET ÖZDEMİR

» Başkanlık Divanı / Doç.Dr.Mehmet Özdemir
Doç.Dr.Mehmet Özdemir

Meslek Demokratik Kitle Örgütleri Başkanı
Eğitim Durumu Üniversite
E-Posta
Görevi
Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü 1973 yılında bitirdi. Aynıüniversitede Kültür-Edebiyat ve Siyaset Sosyolojisi dallarında Yüksek Lisans Derecesi aldı. "Turizmin Türkiye'nin Sosyo-Ekonomik Yapısına Tesirleri" konusunda doktora yaptı. Temel Bilimler Diploması, Eğitim, Psikoloji, Felsefe sertifikaları aldı. Bir süre Almanya'da Goethe Enstitüsü'nde eğitim gördü. Ankara Yükseliş Koleji Lise Müdür Yardımcısı ve Felsefe Öğretmeni, Ankara Ticaret Odası Dergisi Yayın Yönetmenliği(1973-1975) yaptı. T.C Turizm Bankası A.Ş.'de uzman, Araştırma ve Eğitim Başkanlığı, İşletmeler ve İştirakler Başkanlığı (1975-1988), Turban Turizm A.Ş.'de Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük görevinde bulundu (1988-1991). Çeşitli kuruluşlarda (Milli Prodüvikite Merkezi, Ataköy Otelcilik, v.s) Yönetim Kurulu üyeliklerinin yanında, 1985-1991 yılları arasında Kıbrıs Türk Turizm İşletmeleri Yönetim Kurulu Asbaşkanı olarak çalıştı. Kuzey Kıbrıs Turizmine hizmetlerinden dolayı KKTC vatandaşlığı verildi. Türkiye Üniversitelerinde ilk kez H.Ü. Sosyoloji Bölümü'nde "Turizm Sosyolojisi" dersini ve seminerlerini başlattı. Bu üniversitede 1984 yılında öğretim elemanlığına başladı. 1992-1995 yıllarında Yardımcı Doçent olarak çalıştı. 1991-1994 yıllarında özel sektörde Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Koordinatör ve Turizm Müşaviri görevini yürüttü. Kasım 1994 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na eğitim işlerinden sorumlu İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı olarak girdi. 1995 yılından itibaren Merkez Bankası eğitim faaliyetlerini uluslararası düzeye çıkardı. Birer hafta süren programlarda sekiz yılda Avrupa Birliği ile ilgili 10, Türkiye ve Dünya gündemindeki konularla ilgili 5 dizi konferans düzenledi. Bu faaliyetler kaynak kitap olarak yayınlandı, editörlüğünü yaptı. Daha sonra Başkan danışmanı olarak emekli oldu (Aralık 2011). 2012 Şubat'ından itibaren Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. Çeşitli zamanlarda Ankara Gazeteciler Cemiyeti, bazı yayın organları ve kuruluşlarca "Yılın Bürokratı" ve "Yılın Turizmcisi" seçilmiştir. Mehmet ÖZDEMİR'in fikri olgunlaşması, 1961 yılından itibaren Türk Ocaklarında başladı. 1962 yılında Ankara Türk Ocağı Gençlik Kolu Sekreteri, 1963 yılında Ankara Türk Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Milliyetçi Gençliğin teşkilatlanmasında öncülük eden Özdemir, 1964 yılında ( Alp Çeriler ) Genç Milliyetçiler Derneği, 1965 yılında ikinci Kuvay-ı Milliye Derneği Kurucu Genel Başkanlığı yaptı. 1968 yılında Hacettepe Üniversitesi Ülkü Ocağı Kurucu Başkanı oldu. Kıbrıs harekâtından sonra kurulan A.P. Gençlik Kolları Genel Sekreterliği (1974), bilahare Ankara İl Gençlik Kolu Başkanlığı'nda bulundu (1976). Kök-Sav (Kök Stratejik Araştırmalar Vakfı) Kurucusu (1991) ve Demokratlar Kulübü (1990) Yönetim Kurulu Üyesidir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Yaylada Bir Sensiz Akşam (Şiirler 1968), Araştırma Nedir? Bilimsel Araştırma Metodolojisi (1983), Turizm Nedir? (1987), Türklerde Turizm (1991), Turizmin Türkiye’nin Sosyo-ekonomik Yapısına Etkileri (1992), Turizme Fiske Taşları (1998), Arif Nihat Asya Kıbrıs’da (2003), D.P. Eleştirilerine Cevap (Köy Enstitüleri) (2008), Kitaplarının yanında çeşitli yazıları, ayrı basım tebliğleri vardır.



Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMİR

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi: 

“Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur”
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta (KKTC) yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada: “ Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu’dur” dedi.
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, yaptığı yazılı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
            TÜRKİYE'DE MAHALLİ SEÇİMLER VE KASET KAVGALARI!...
            “ Türkiye’de Mahalli Seçimler ve  kaset kavgaları ile göz gözü görmez bir kargaşa yaşanırken KKTC’de ilginç gelişmeler olmaktadır. Kıbrıs sorununa kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm getirmek için geçtiğimiz ay ortalarında Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin altına imzalarını koydukları ortak metnin ara bölgede Birleşmiş Milletler (BM) Misyon Şefi Lisa M. Buttenheim tarafından okunmasından sonra bir ‘iyi niyet dalgası’ yayılmıştır. Özellikle Türk ve Rum müzakerecilerin çapraz görüşmeleri (Türk müzakerecilerin Atina’yı, Rum müzakerecilerin Ankara’yı ziyareti) memnuniyetle karşılanmıştır.
“Nihai hedefleri Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.”
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, geçmişteki Rum devlet başkanlarından biraz farklı gibi gözükmektedir. Rumlar, şimdiye kadarki müzakerelerde kendilerini sürekli olarak, adanın ve mevcut tanınmış devletin sahibi görmüşlerdir.
            Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
            ALDIKLARI TAVİZLERİ "BÜYÜK KAZANÇ" OLARAK GÖRÜYORLAR!..            Bu müzakerelerden elde ettikleri en büyük kazanç; aldıkları tavizleri ‘kazanılmış hak olarak’ görmüşlerdir. Her yeni müzakereye de o noktadan başlamışlardır. Nihai hedefleri de Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, ekonomik olarak iflas ve bataklığın dibinden kurtulmanın tek çaresi olarak, tek yönlü olarak ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerinin içinde yer alan petrol ve doğalgazdan yararlanmayı görmektedir.
            Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
            Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
“Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir”
            Ancak Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir. Kıbrıs’lı Rumların şöven milliyetçiliğinin akılla ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır. Papadopulos liderliğindeki ‘Megalo İdea’, panhelenizm taraftarı DİKO partisi hükümetteki 4 bakanını çekmiştir.
            Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı  vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
            Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
            Bu bir oyundur ve egemen güçler yine Rumlara karşı uygulayamadıkları baskı silahını, her zamanki gibi Türklere doğrultacaktır. Hele dışarıda itibarını gün be gün kaybeden bir Türkiye ve durdurulamaz akıbetini önlemeye çalışan bir Başbakan varken…
            MİLLİYETÇİLİĞİNDEN EMİN OLDUĞUMUZ LİDER, EROĞLU...
            Bu durumda iş, milliyetçiliğinden emin olduğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’na kalmaktadır. Kendisini bu oyunda bilgi ve tecrübesiyle en önemli güvence olarak görmekteyiz.”
            (DP Basın Merkezi – Ankara, 05 Mart 2014)

Mustafa Nevruz SINACI

gerçek demokrat

Fotoğrafım
1954 Niğde doğumlu. İlk, Orta ve Liseyi Konya’nın Ereğli ilçesinde bitirdi. Tahsilini Ankara’ da tamamladı. Hukukçu, Siyaset Bilimci, İktisatçı - İlâhiyatçı, Araştırmacı–Yazar. Sırasıyla; Demokratik Parti Gençlik Teşkilâtı Genel Başkanı, Tüketicileri Koruma Birliği Genel Başkanı, TÜRK-KONUT Kurucusu ve Birlik Başkanı, EKKON Genel Başkanı, ANAP’ta (3.Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın ricası ile) Başkan Yardımcısı; Demokrat Parti’de ‘3821 SK gereği açılış dönemi’ Genel Koordinatör Yardımcısı, 7 ve 9. dönem Genel Başkan Yardımcısı, Genel Sekreter, İdari Mali İşler Başkanı, Genel Başkan Vekili ve nihayet İnsan ve Kültür Ocağı Genel Başkanı olarak çalıştı. Adalet, Sabah, Akşam, Zafer, Son Havadis, Bugün, Her Gün, Ortadoğu, Tasvir, Zaman, Meydan, Haber, Anayurt Gazeteleri ile Bilim Teknik dâhil pek çok Dergide yazarlık yaptı. 2002'de emekli oldu. Halen Amerika merkezli “TURKISH FORUM” (Dünya Türk Kongresi) Danışma Kurulu Üyesi, ANAYURT Gazetesi ile TURKISH NEWS (ABD) Köşe Yazarı, Bilinç Akademisi Başkanı, BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ Rektör Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan yazar; Evli ve üç çocuk babasıdır.

ENVER TURGUT; TES-İŞ KURUCUSU, GENEL BAŞKANI; ESKİ İZMİR VE KAYSERİ MİLLETVEKİLİ

ENVER TURGUT
ENVER TURGUT
Diyarbakır İli Kulp İlçesi’nin Narlıca Köyü’nde doğdum, mütevazı bir çiftçi ailesinin oğluyum. 
Diyarbakır da Karayolları ve Devlet Su İşleri’nde işçi olarak 10 yıl çalıştıktan sonra 1960 – 1973 yılları arasında Ankara’da TES-İŞ (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçi Sendikaları Federasyonu) Genel Sekreter ve Genel Başkanı olarak görev yaptım.
Adalet Partisi’nden 1965’de İzmir ve 1969’da Kayseri Milletvekilliğine seçildim.
Gerek sendikal faaliyetlerim, gerekse parlâmento hayatımdaki çalışmalarım herkes tarafından bilinmektedir. 
1973 yılından 1977 seçimlerine kadar Çankaya AP İlçe II. Başkanlığı yaptım. 1977 seçimlerinde Ankara Milletvekili AP adayı olarak listede yer aldım.
1960 yılından beri Ankara’da oturmaktayım.
TES-İŞ Sendikası’ndaki görevimin yanında 4 yıl TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu Üyeliği;
Dört yıl AP Meclis Grup İdare Heyeti Üyeliği;
ENVER TURGUT
TBMM Çalışma Komisyonu Üyeliği ve Komisyon Başkanlığı yaptım.
1973 – 1981 yılları arasında Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müşavirliği görevinde bulundum.
Bu arada, Emek Turistik Tesisleri Yönetim Kurulu Üyeliği ve THY (Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğü) Müşavirlik görevlerinde bulundum.
Adalet Partisi’nin 23 İl ve 58 İlçesini kapsayan “Parti Müfettişliği” görevlerini üstlendim.
Önce Adalet Partisi sonra Doğru Yol Partisi’nden iki sefer Ankara 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı olarak hizmete talip oldum.
3821 Sayılı Kanun gereği, tarihi ve hakiki Demokrat Parti yeniden açıldıktan sonra toplam altı yıl Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı olarak fiilen görev yaptım. 
Şu anda Demokratlar Kulübü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısıyım.
Bunun yanı sıra, “Sendikacılar Derneği Genel Başkanı” sıfatıyla aktif görev olarak insanlık âlemi, kutsal emek sahipleri ve işçi camiasına hizmet görevimi fiilen ifa ve icra etme çabamı sürdürmekteyim.

e.MAİL          : enverturgut06@gmail.com
                        : enverturgut06@hotmail.com
                                                                                              
TES-İŞ;TARİHÇE
ENVER TURGUT
TES-İŞ, 12 Aralık 1963'te enerji işkolunda faaliyet göstermek üzere Ankara'da kuruldu. İlk adı Türkiye Enerji, Su, Gaz, DSİ İşçi Sendikaları Federasyonu olan TES-İŞ'in kurucu sendikalarını, DSİ, Enerji, Baraj, Su ve Sulama İşçileri Sendikası (Samsun), DSİ, Enerji, Su İşçileri Sivas ve Havalisi Sendikası (Sivas), Ege Bölgesi Enerji, Su, Gaz ve DSİ İşçileri Sendikası (İzmir), DSİ 12. Bölge İşçileri Sendikası (Kayseri), Hirfanlı Barajı Enerji İşçileri Sendikası (Kaman), Güney Bölgesi Baraj Sulama Enerji, Su, Gaz ve DSİ İşçileri Sendikası (Adana), DSİ, Makine İkmal, Eğitim Merkezi ve Merkez Atölye Müdürlüğü İşçileri Sendikası (Ankara), DSİ, Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası (Diyarbakır), DESGİS (Doğu İlleri ve Havalisi Enerji, Su, Gaz ve DSİ İşçileri Sendikası- Erzurum), Kesikköprü Baraj, İnşaat ve Enerji İşçileri Sendikası (Kaman) oluşturdu. 
Sendika temsilcilerinden oluşan kurucu heyeti Nejat Çermikli, Mustafa Ataç, Rafet Metin, Murat Özün, Selahaddin Erkap, Hüseyin Ekşi, Hasan Atasoy, Halil Tunç; Kurucu Heyetin geçici İcra Kurulu üyelerini Rafet Metin, Hüseyin Ekşi, Süheybi Külahi ile Murat Özün oluşturdu. Federasyonun ilk Genel Kurulu 25 Ocak 1964'te yapıldı. Bu toplantıda Genel Başkanlığa Selahaddin Erkap seçildi. Erkap'ın istifası üzerine yerine Nejat Çermikli vekalet etti. 
İkinci Genel Kurul 26-27 Aralık 1964 tarihinde yapıldı. Bu Genel Kurulda Selahaddin Erkap yeniden Genel Başkanlığa getirildi. 
12-14 Haziran 1967'de yapılan Üçüncü Genel Kurulda ise Enver Turgut Genel Başkan oldu. 
Genel Kurul gündemindeki başlıca konu, işkolu yetkisinin enerji işkolundaki bir diğer işçi sendikası olan GES-İŞ'e verilmesine duyulan tepkiydi. Bundan sonra örgütlenme çalışmalarına hız verildi. Yargıtay'ın 3 Temmuz 1969 tarihli kararıyla işkolu yetkisinin GES-İŞ'ten alınarak TES-İŞ'e verilmesi kesinleşti. 
Federasyonun Dördüncü Genel Kurulu 2-5 Ağustos 1969'da toplandı. Tüzük değişikliği yapılarak adı TES-İŞ Federasyonu (Türkiye Enerji, Su, Gaz, YSE ve DSİ İşçi Sendikaları Federasyonu) şeklinde değiştirildi. Genel Başkanlığa Enver Turgut yeniden seçildi. 
Federasyona bağlı sendikaların sayısı 1969-1971 döneminde 32'ye çıktı. 
TES-İŞ'in IFPCW'ya (Uluslararası Petrol ve Kimya İşçileri Sendikaları) yaptığı üyelik başvurusu 19 Haziran 1970'te kabul edildi. IFPCW, 1978 yılında yaptığı genel kurulda kendini feshetti ve TES-İŞ'in üyeliği de düşmüş oldu. 
20-23 Eylül 1971'de Beşinci Genel Kurul toplandı. Orhan Erçelik Genel Başkanlığa seçildi. Erçelik bu görevini 1986 yılına kadar sürdürdü. 
TES-İŞ, 1971-1974 döneminde aynı ildeki birden fazla sendikanın birleştirilmesini benimsedi.Yine bu dönemde GES-İŞ'le çıkan işkolu yetki mücadelesinde Çalışma Bakanlığı, işkolundaki 43 bin 479 işçiden 33 bin 163'ünü üye yapan TES-İŞ'e yetki verdi. 
Federasyonun Altıncı Genel Kurulu 24-27 Nisan 1975; Yedinci Genel Kurulu 28-30 Nisan 1977; Sekizinci Genel Kurulu 5-8 Temmuz 1980'de toplandı. 
12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ardından 1983'te 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu yürürlüğe girdi. Federasyon, tüzüğünü yeni yasalara uyarlamak için 21-23 Temmuz 1983 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul yaptı. Genel Kurulda milli tip sendikaya dönüşerek TES-İŞ (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası) adını aldı. Federasyona üye 35 sendika ise şube haline geldi. Yeni sendikanın yönetimini ilk genel kurula kadar federasyonun son yönetimi üstlendi. Birinci Olağan Genel Kurul 2-4 Aralık 1983'te yapıldı. 
TES-İŞ'in şube sayısı 1984-1986 döneminde 41'e çıktı. Bunlardan 19'u DSİ ve TEK işyerlerini kapsıyordu. 
7-9 Kasım 1986 tarihinde sendikanın İkinci Genel Kurulu yapıldı. Bu genel kurulda daha sonra adı ICEM olarak değiştirilen ICEF'e (Uluslararası Kimya, Enerji ve Genel Hizmet İşçileri Federasyonu) üye olma kararı alındı. Seçimlerde Genel Başkanlığa Faruk Barut getirildi. 
Ağırlıklı olarak kamu işyerlerinde örgütlü olan ve hareketli bir işçi tabanı bulunan TES-İŞ, 1989 Bahar Eylemleri'nde aktif bir şekilde yer aldı. Bu eylemler yemek boykotu, sakal bırakma, iş yavaşlatma, servislere binmeme, toplu vizite, oturma, fazla mesaiye kalmama biçiminde şekillendi. 
20-22 Ekim 1989 tarihinde yapılan Üçüncü Genel Kurulda Faruk Barut yeniden Genel Başkan seçilirken 16 Eylül 1990'da olağanüstü genel kurula gidildi. Barut bu genel kurulda da genel başkanlığını korudu. 
1990-1992 döneminde şube sayısı 44'e ulaştı. 
TES-İŞ, 1980 yılından sonra başlayan özelleştirme sürecinin karşısında yer aldı. Başbakanlığın kamu çıkarlarının aleyhine sonuçlar doğuracak kararlarının iptali, Enerji Bakanlığının ve bağlı birimlerinin yanlış uygulamalarının önlenmesi için 100'e yakın iptal davası açan TES-İŞ, özelleştirmelere karşı yapılan her türlü eylemde ön safta oldu. TES-İŞ, özelleştirilen bazı kurumlara ait hisse senetlerini üyeleri adına satın aldıysa da, bu girişim kurum yönetimlerinde karar sahibi olacak düzeye ulaşamadı. 
18-20 Eylül 1992'de yapılan Dördüncü Genel Kurul ile onu izleyen 27 Temmuz 1995 tarihinde yapılan Beşinci Genel Kurulda yöneticiler değişmedi. TES-İŞ, 10-11 Ağustos 1996'da Olağanüstü Genel Kurula gitti. Genel Başkanlığa Mahmut Özonur getirildi. 
Bu dönemde Kahramanmaraş şubesinin kurulmasıyla şube sayısı 45'e ulaşan TES-İŞ; TEK, DSİ, İller Bankası, Aktaş Elektrik AŞ, Çukurova Elektrik AŞ, İSKİ, İGDAŞ, SUSER genel müdürlükleri ile ENKA AŞ, Batman, Berke, Atatürk, Tokar Kemerköy barajları, Ankara Memba Suları, Korkuteli Sulama Birliği ile Çallıoğlu Kanalet Fabrikası'nın da aralarında olduğu birçok işyerinde örgütlüydü. 
TES-İŞ'in yönetimi 1.4.1998 tarihinden itibaren kayyuma devredildi. Kayyum yönetimine son verildikten sonra 27-28 Haziran 1998'de yapılan olağanüstü genel kurulda Genel Başkanlığa yeniden Mahmut Özonur getirildi. Genel Başkan Yardımcılığına Hayrettin Erdoğan, Genel Sekreterliğe M. Murat Aytemiz, Genel Mali Sekreterliğe Mustafa Kumlu, Genel Araştırma ve Sosyal İşler Sekreterliğine Kamil Özdemir, Genel Teşkilatlandırma Sekreterliğine M. Ali Ersoy'un seçildiği genel kurulda, Genel Eğitim Sekreteri Hasan Saygılı oldu. 
28-29-30 Mayıs 1999 tarihinde yapılan Altıncı Olağan Genel Kurulda Genel Başkanlığa Mustafa Kumlu seçilirken, Genel Başkan Yardımcılığına Kamil Özdemir, Genel Sekreterliğe Hayrettin Erdoğan, Genel Mali Sekreterliğe M. Murat Aytemiz, Genel Araştırma ve Mevzuat Sekreterliğine Mehmet Özyılmaz, Genel Teşkilatlandırma Sekreterliğine Esat Durmuş ve Genel Eğitim Sekreterliğine Bayram Eren getirildi. TES-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu 1-5 Aralık 1999'da yapılan TÜRK-İŞ Onsekizinci Genel Kurulunda TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri oldu. 
TES-İŞ Yedinci Olağan Genel Kurulu11-12-13 Nisan 2003'te yapıldı. Genel Kurulda, Genel Başkanlığa Mustafa Kumlu, Genel Başkan Yardımcılığına M. Murat Aytemiz, Genel Sekreterliğe Mustafa Şahin, Genel Mali Sekreterliğe H. Tahsin Zengin, Genel Araştırma ve Mevzuat Sekreterliğine Mehmet Özyılmaz, Genel Teşkilatlandırma Sekreterliğine Esat Durmuş ve Genel Eğitim Sekreterliğine Bayram Eren seçildi. TES-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu, 3-7 Aralık 2003 tarihinde yapılan TÜRK-İŞ Ondokuzuncu Genel Kurulunda TÜRK-İŞ Genel Sekreterliğine getirildi. 
22-23-24 Aralık 2006'da yapılan TES-İŞ Sekizinci Olağan Genel Kurulunda Yönetim Kurulu şu şekilde oluştu: Genel Başkan Mustafa Kumlu, Genel Başkan Yardımcısı M. Murat Aytemiz, Genel Sekreter Mustafa Şahin, Genel Mali Sekreter H. Tahsin Zengin, Genel Araştırma ve Mevzuat Sekreteri Mehmet Özyılmaz, Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Esat Durmuş, Genel Eğitim Sekreteri Bayram Eren.TES-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu, 6-9 Aralık 2007 tarihlerinde yapılan TÜRK-İŞ 20. Olağan Genel Kurulunda TÜRK-İŞ Genel Başkanı seçildi. 
TES-İŞ Sendikası Olağanüstü Genel Kurulu 27-28 Aralık 2008’de gerçekleştirildi. Yapılan seçimler sonucunda Mustafa Kumlu yeniden Genel Başkan seçildi. Olağanüstü Genel Kurulda Ferudun Yükselir Genel Başkan Yardımcısı, Mustafa Şahin Genel Sekreter, Hasan Tahsin Zengin Genel Mali Sekreter, İsmail Bingöl Genel Araştırma ve Mevzuat Sekreteri, Esat Durmuş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri, Bayram Eren Genel Eğitim Sekreteri seçildi.
18-19 Aralık 2010’da  yapılan TES-İŞ 9. Olağan Genel Kurulunda  Yönetim Kurulu şu şekilde oluştu: Genel Başkan  Mustafa Kumlu, Genel Başkan Yardımcısı Hasan Tahsin Zengin, Genel Sekreter Mustafa Şahin, Genel Mali Sekreter Sedat Çokol, Genel Araştırma ve Mevzuat Sekreteri Mehmet Solak, Genel Teşkilatlandırma Sekreteri İsmail Bingöl ve Genel Eğitim Sekreteri Ferudun Yükselir.
TES-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu, 8-11 Aralık 2011 tarihlerinde yapılan TÜRK-İŞ 21. Olağan Genel Kurulunda yeniden TÜRK-İŞ Genel Başkanı seçildi. Kumlu 2 Eylül 2013 tarihinde TÜRK-İŞ Genel Başkanlığından istifa etti.
TES-İŞ, bugün onbinlerce üyesi ve 34 şubesiyle Türkiye çapında faaliyet göstermektedir. TES-İŞ; TÜRK-İŞ, IndustriALL Global Union ve Industrial European Trade Union üyesidir.

ALİ ABALI

Ali Abalı, (d. 1930 Fethiye) Türk spor adamı ve gazeteci.
İktisadi Ticari İlimler Akademisi'den mezun oldı. Okul çağlarında spor yaptı. 1963 yılında Tenis Federasyonu üyeliği yapıp, 1966 yılında Masa Tenisi Federasyonu'nun kuruluşunda bulundu ve ilk başkanlığını yaptı. 1971 yılında Akdeniz Oyunları İcra Kurulu üyeliği yaptı. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nda Danışmanlık, 1973-1976 yılları arasında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nde Merkez Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu. TSYD Ankara Şubesi Başkanlığı ve Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1985-1993 yıllan arasında tekrar Masa Tenisi Federasyonu Başkanlığı'nı üstlendi. Masa tenisinin Türkiye'de yaygınlaşmasında büyük katkıları oldu.

Tüm Yazıları, Cumhuriyet

FETHİ AKKOÇ, BURSA (ESKİ) MİLLETVEKİLİ

Başbakan'a düşman kazandırmak
Başbakan Erdoğan, hafta sonu İzmir'deydi. Partisinin il kongresine katıldı. 19. Dönem Bursa Milletvekili Fethi Akkoç da Ankara'dan uçakla İzmir'e döndü; Erdoğan'la yolları kesişti.
Başbakan'ın haberi yok, ama bakın neler yaşandı...
Fethi Akkoç, uçaktan indi. VIP Salonu'na geçti. Oradan da aracına binip alandan ayrılmak için otoparka yöneldi.
Ancak, 06 FA 006 plakalı aracını park ettiği yerde bulamadı. "Acaba hafızam beni yanıltıyor mu?" diye düşündü. VIP Otoparkı'nda bir tur attı. Araç hiçbir yerde yoktu!
Görevlilerin yanına gitti:
- Ben, Ankara'ya giderken aracımı buraya bırakmıştım. Ancak, şimdi yerinde bulamıyorum. Nerede benim arabam? "Çektiler" cevabını aldı.
Hayretle "Neden?" diye sordu.
Görevliler cevap verdiler:
- Güvenlik gerekçesiyle! 
***
Fethi Akkoç, "Allah, Allah" diye söylendi. Aracının camında kimliğini belirten "TBMM 19. Dönem Milletvekili" yazısı vardı. Yıllardır arabasını VIP Otoparkı'na bırakır, sonra da alırdı. Başına hiç böyle bir şey gelmemişti.

Otopark görevlilerine yine sordu:
- Ne güvenliği? Aracın üzerinde kime ait olduğu yazılı. Siz de beni tanıyorsunuz. Söylemediniz mi?
Görevliler, "Söyledik, ama" dediler:

- Gerekli uyarıyı yaptık, buna rağmen bizi dinlemediler. Aracı çekiciye yükleyip buradan götürdüler.
Ardından eklediler:

- Başbakan geliyormuş da o yüzden aracı çektiler.
Akkoç, araştırdı, aracını Havaalanı'nın bir başka köşesine bırakılmış buldu. Üstelik, bazı yerlerinde ufak tefek hasarlar da vardı. 
***
Fethi Akkoç, gazeteci kökenli eski bir milletvekili. Tercüman Gazetesi'nde yıllarca birlikte çalıştık. Geçtiğimiz haftaAnkara'ya geldi. Beraber bir dostumuzun kızının düğününe katıldık. İzmir'e döndükten sonra da aradı. Başına gelenleri anlattı...
Önce, "Başbakan'ın bu işte bir günahı olmadığına adım gibi eminim.
Olan bitenlerin hiçbirini bilmiyordur" dedi:

- Ama duyması ve bilmesi lazım! "Çünkü" diye devam etti:
- Ben gazetecilikten geldim. Kimin neyi nasıl yaptığını iyi bilirim.
Başbakanların bu tür uygulamalardan haberi bile olmaz. Çevresindeki işgüzarlar, birtakım işler yaparlar.
Ama, sonuçta fatura Başbakan'a çıkar.
Bu uygulamaların muhtemel sonucunu da söyledi:

- İşte bu işgüzarlar, yaptıkları garip uygulamalarla, durup dururken insanları Başbakan'a düşman ederler! 

***
Fethi Akkoç tek tek sıraladı: 

 Başbakan benim de Başbakanım. 
 Eğer gerçekten bir güvenlik zafiyeti doğacak olsa, kimseye bırakmam, o arabayı ellerimle parçalarım. Arkama dönüp bakmam bile. Fırlatıp atsınlar, yan bakarsam şerefsizim. 
 Ben, 1975'te Süleyman Demirel'in yumruklanması sonucu Başbakanlık Koruma Müdürlüğü'ne getirilen "Tarzan Mustafa" gibi son derece sert bir polisle de "gazeteci" olarak çalıştım. Bu tür uygulamaları o bile yapmadı. 
 Bu işin güvenlikle hiç ilgisi yok. Araç otoparkta duruyor. Başbakan'ın güvenliği ile ne ilgisi var? Şımarıklık ve işgüzarlıktan başka bir şey değil! 
 Belki başkaları "özellikle yapılıyor" diye düşünebilir. Ben bunu aklıma bile getirmiyorum. Çünkü, öyle olmadığını biliyorum. 
 Başkası olsa ortalığı ayağa kaldırır. Ben bunu da yapmıyorum.
Akkoç, "Sadece Başbakan bilsin istiyorum" dedi:
- Çünkü, bu tür uygulamalarla gereksiz yere kendisine zarar veriliyor.
Başbakan tartışma konusu yapılıyor.
Biz de Akkoç'a tercüman olduk.

Başbakan bilsin diye yazdık!